Kemal İnanç IŞIKLAR

kemal.isiklar@iics.com.tr

“Ey Asuriler ve Kiyyanilerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir..”

http://4.bp.blogspot.com/_bNyV1rmBuhQ/TU4lbTOS0_I/AAAAAAAAFbw/kR1_-V5Zdjk/s1600/f4a331b7a22d1b237565d8813a34d8ac_7_161675612.jpg

Said-i Kürdi’nin Bağımsız Kürdistan Mücadelesi için örgütlü çalışmaları:

Kürt Sait namı diğer Bediüzzaman Molla Said yaşamı boyunca kurulan hemen hemen bütün Kürt davası güden yapılanmaların içerisinde aktif olarak yer almış siyasal, kültürel ve yardım faaliyetleri yürütmüştür.

a. Kürdistan Azmi Kavi Cemiyeti :

Saidi Nursi, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe öğretim yapacak okullar açmaya dayanan dilekçeyi Padişaha sunmuştur. Saidi Nursi bu hareketi neticesinde tımarhaneyi boylamıştır. Sait daha sonra affedilip memleketine yollanmıştır.

b. Şark ve Kürdistan Gazetesi :

Şark ve Kurdistan, 1908′de yayın hayatına başladı. İstanbul’da haftada iki kez çıkarılan 4 sayfalık gazetenin tüm yazıları Arapça harflerle Türkçe’ydi. Kaç sayı çıktığı bilinmeyen gazetede ağırlıklı olarak Kürdistan’ın durumu, Bosna Hersek ve Hersek Kürtleri ile ilgili yazılar yer alıyordu. Gazetenin sorumlusu Hersekli Ahmet Şerif, başyazarı ise Malatyalı Bedri’ydi. Molla Said-i Kurdî’nin de yazarları arasında bulunduğu gazetenin ilk sayısında Said-i Kürdi (Nursi) Abdülhamid’e şöyle sesleniyordu:
“Şu medeniyet dünyasında ve bu ilerleme ve yarış çağında diğer arkadaşları gibi Kürtlerin de ilerlemeye ayak uydurabilmesi için hükümetin yardımı ile Kürdistan’ın kasaba ve köylerindeki mekteplerin kurulmuş olması memnuniyetle görülmekte ise de bu mekteplerden Türkçe’yi az da olsa öğrenmiş olan çocuklar ancak yararlanabilmektedir. Türkçe’yi bilmeyen Kürt çocukları ise, medreselerde okutulan ilimleri terakki etmenin biricik kaynağı olarak bilmektedirler. Yeni açılan bu mekteplerdeki öğretmenlerin mahalli dili (Kürtçe) bilmemeleri dolayısıyla bu çocukları eğitim ve öğretimden mahrum bırakmaktadır. Bu ise vahşete, karışıklığa, dolayısıyla batının gürültü ve patırtı çıkarmasına sebep oluyor. Aynı zamanda halkın devamlı olarak vahşet ve taklitte yerinde sayması, sürekli olarak vehim ve şüphelerin etkisi altında kalmalarına sebep oluyor. Eskiden her yönden Kürtlerden geri olanlar bugün onların hala yerinde saymalarından dolayı çeşitli şekillerde istifade etmektedirler. Bu ise, biraz olsun hamiyet duygusu taşıyanları düşündürür. Bu üç nokta, Kürtler için gelecekte korkunç bir darbe hazırlıyor gibi ileri görüşlü olan kimseleri yaralamıştır. Bunun çaresi, örnek olacak şekilde bu konuda teşvik ve rağbete öncülük yapması için Kürdistan’ın farklı yerlerinde yeni medreselerin açılması ve bir kısım medreselerin de canlandırılması, Kürdistan’ın maddi ve manevi olarak geleceğinin garanti edilmesi açısından önemlidir.”

c. Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti :

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, 19 Eylül 1908 tarihinde Şeyh Abdülkadir ve Prens Emin Bedirhan tarafından İstanbul-Vezneciler’de kuruldu. Farklı politik görüşleri birleştiren dernek çok sayıda üyeye sahip oldu. Derneğin programı şöyleydi: Okullar açmak, Kürtleri idarî ve yargı görevlerine atamak, Kürtçe dilini resmi dil olarak kabul ettirmek, Kürdistan’ın muhtelif şehirlerinde üniversiteler açmak, anadilde siyasi gazete ve dergiler çıkarmak, mecliste Kürt temsilcilerinin de sürekli olark bulunmasını sağlamak, Kürdistan’da ekonomiyi canlandırmak. Dernek, 9 Kasım 1908′de İstanbul’da“Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti” adıyla bir gazete çıkardı. Gazete,haftalık ve sekiz sayfa olarak yayımlandı. Ancak dokuz ay yayımlanabildi. Kültür ve eğitim içerikli makaleler gazetede önemli yer işgal ediyordu. Dikkat çeken makalelerin yazarları Said-i Kürdi (Said-i Nursi), İsmail Hakkı Babanzade ve Kürt ulusal hareketinin diğer etkili düşünürleriydi. Dernek bünyesinde görevi okul açmak ve Kürtçe kitaplar basmak olan “Kürt Neşri Maarif” derneği kuruldu.

http://3.bp.blogspot.com/_bNyV1rmBuhQ/TU4lzNAOy4I/AAAAAAAAFb4/CoP7PkOVv_0/s1600/kurt_asiret_reisleri.JPG

“Ey Kürt Milleti! Biliniz ki bizim vazgeçilmez üç temel cevherimiz(değerimiz) vardır. Biri, dinimiz; biri milliyetimiz ve diğeri de insanlığımızdır. Buna karşı üç te düşmanımız vardır. Birisi cehalet. Diğeri fakirlik, üçüncüsü ihtilaftır. Bu düşmanlarımıza karşı üç elmas kılıcımız vardır. İlk önemli ve güçlü kılıcımız eğitimdir. İkincisi, san’at ve üçüncüsü ise milli (Kürdistan) birliktir.”[i] – Said-i Kürdi

Said-i Nursi’nin öngörüsü doğrultusunda Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Kürtlerin üç büyük aşireti (Bedirhani, Şemdiranzade, Babanzade) bir araya getirerek Kürdistan’daki bölünmüşlüğü ortadan kaldırmayı önemli ölçüde başarmıştır. Derneğin sadece Bitlis şubesinin üye sayısı 80.000 kişi olarak kaydedilmektedir. Cemiyet anayasaya aykırı çalışmaları nedeniyle İttihat ve Terakki tarafından kapatılmışsa da çalışmalar sonraları gizlice ve başka isimler altında sürdürülmüştür.

Kürt Teavün ve Terrakki Cemiyeti’nin “vasıta-i neşr-i efkarı” olan “Kürt Teavün ve Terakki Gazetesi”nin ilk sayısında Said-i Kürdi baş makale yazarı olarak yeralmaktadır.

d. Eğitim ve Kürtlerin Birliği Gazetesi :

Haftalık ve kürtçe olarak yayınlanan Marifet Ve İttiha-i Ekrad Gazetesi (Ekrad Osmanlıca Kürtler demektir) Said-i Kürdi’nin doğrudan kendisinin yayınladığı bir gazete. 2008 yılında Osmanlı arşivlerinde yapılan bir çalışmada Said-i Kürdi’nin projesi olan bu gazete gün yüzüne çıkmıştır. [ii]

http://4.bp.blogspot.com/_bNyV1rmBuhQ/TU4mSIszWyI/AAAAAAAAFcA/Ee0L6a2aZSw/s1600/seyhsaid11ms5.png

e. Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti

Bu cemiyeti, aralarında Bedirhanzade Emin Ali Bey, Mithat Bey, Kamil Bey,Bediüzzaman Said Bey, Dr.Abdullah Cevdet’in bulunduğu İstanbul’daki Kürt aydınları kurmuştu. Bu cemiyetin kuruluşu Jin dergisinin 7. Sayısında şu şekilde duyurulmuştu:

“Kürt dili, tarihi ve coğrafyası ile ekonomi ve sosyoloJîne ilişkin incelemelerde ve yayında bulunmak ve Kürdler arasında çağdaş bilimleri yaygınlaştırmak üzere, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarif Cemiyeti adıyla bir bilim derneğinin kurulması hakkındaki hazırlıklar son bulmuştur.”

Cemiyet tarafından İstanbul’da bir okul açıkarak müdürlüğüne Kürdizade Ahmet Ramiz getirilir. [iii]

f. Kürdistan Teali Cemiyeti

Kürdistan Teali Cemiyeti 17 Kanun-i Evvel 1334 (17 Aralık 1918)’ de kurulmuştur. Kuruluş amacı bağımsız bir kürt devleti kurulmasıdır. Bu cemiyetin, İngiliz devlet yetkilileri ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ilişkileri bulunmaktaydı. Mustafa Kemal Atatürk cemiyetin amacının, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak olduğunu belirtmiştir. Cemiyet hem İstanbul Hükümeti hem de İngilizler ile işbirliği içinde İngiliz çıkarları ile örtüşen ayaklanmalara önayak olmuş ve Milli Kurtuluş mücadelemizi baltalamak için İngiliz desteği ile faaliyetler yürütmüştür.

http://4.bp.blogspot.com/_bNyV1rmBuhQ/TU4mfOhHE1I/AAAAAAAAFcI/8PDftU2SmoU/s1600/KTC-nex%25C5%259Fe.jpg

“Kürdistan Teali Cemiyeti’nin dört kurucusundan birisi Bediüzzaman Molla Said’dir.. Diğerleri de Seyid Abdulkadir, Emin Ali Bedirhan Bey, Babanzade Hikmet Bey.” [iv]

Zinar Silopi’ye göre cemiyetin kurucuları Bediüzzaman Molla Said, Mikisli Hamza be Motkili Halil Hayali Bey’lerdir. Bu üç kişi cemiyetin kuruluşundan sonra cemiyete üye kaydetmeye başlamıştır.

Said-i Kürdi’nin ceiyet üyesi olduğu Diyarbakır’da Şark İstiklal Mahkemesi’nin 1925’teki yargılama sırasında da belirtilir. Yine 19 Mayıs 1925 tarihli “Vakit” gazetesinde yeralan İstiklal Mahkemesi açıklamalarına göre Said-i Kürdi, Kürdistan Teali Cemiyetinin “üç numrolu azasıdır”

Seyid Abdülkadir Diyarbakır’da, Şark İstiklal Mahkemesi’ndeki ifadesinde, Said-i Kürdi ve diğer bazı kişilerle “Kürdistan emareti ihdas için mükavele akdettiklerini, sefarethanelere giderek Kürdistan muhtariyeti için muhtıra verdiklerini” söylemiştir. Kürdistan’ın kurulması için çabalayan bu örgütün başkanı olan Seyit Abdülkadir, Emin Ali Bedirhan, Said-i Nursi ve Mehmet Şükrü Sekban İstanbul’dakiAmerikan, İngiliz ve Fransız komiserliklerini ziyaret ederek Kürdistan projesiyle ilgili görüşmeler yaptılar. Said-i Kürdi Kürdistan’ın dış dünya ile irtibatının sağlanabilmesi için bir denizle kıyısı olması gerektiği düşüncesindeydi.

Kıbrıs’ın İngiltere’ye teslimini alkışlayan, işgal kuvvetleri komiserliklerini dolaşarak Kürdistan’a bağımsızlık isteyen zihniyetin günümüzdeki uzantısı Fethullah Gülen bakın yaklaşık 90 yıl sonra aynı tavrı nasıl sergiliyor:

“Tahkikat nedeniyle biri FBI’dan, diğeri Dışişleri Bakanlığı’ndan iki genç insan geldi. Geldiklerinde ‘fikirlerinden de istifade edelim’ diye bir kaç soru sordular. Bana samimi olarak şunu sordular: ‘Siz Irak’ta Amerikalıların nasıl tasarrufta bulunmasını istersiniz? İşgalden sonra Irak’ta nasıl bir irade makul olur?’ Dedim ki: ‘İşgal olmuş, siz ne derseniz deyin, halk bu meseleye işgal diyor. Benim fikrimi soruyorsanız Irak’ta öyle bir demokrasi kurun ki, Türkiye’den ileri olsun. Türkiye’ye imrenmesinler, Müslümanlara öyle müsamahalı davranın ki İran’a imrenmesinler” (Zaman, Nuriye Akman, 26.03.2004)

İşgale son verin deme cesaretini gösteremeyen Fethullah Gülen ve onun akıl hocası işgal kuvvetinden muhtariyet dilenen Said-i Kürdi.. Bu coğrafyada en çok ihanet vardır ve süreklilik arz etmektedir…

Kürdistan Teali’nin bir diğer marifeti de milli kurtuluş mücadelesini baltalamak olmuştur. Cemiyet Peyam-ı Sabah gazetesinde yayınladığı bildiri ile Kuva-yı Milliye‘nin bolşevik fikirlere sahip yurtsuz serseriler olduğunu duyurmuştur.

Amiral de Robbeck ile Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın ortak planı bağımsız bir Kürt devleti kurmak için Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanmaktı. Cemiyet başkanı Âyan’dan Seyit Abdülkadir de Boghos Nubar Paşa ile anlaştıklarını İngiliz Yüksek Komiserliği Danışmanı Hohler ile görüşmesinde anlatır. Ancak Abdülkadir, İngilizlerden kendilerine sunulandan daha fazlasını istemektedir. Bu uğurda Mustafa Kemal’i yoketme hareketine yardım edeceklerini açıklar.[v]

“Kürdistan Türkiye’den tamamen ayrılıp bağımsız olmalıdır. Ermeniler ile Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul’daki Kürt Klübü Başkanı Seyit Abdülkadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa hizmetimizdedir” Amiral John de Robbeck, İngiliz Yüksek Komiseri, 26 Mart 1920, İstanbul

Sivas Kongresi‘nin dağıtılması ve Mustafa Kemal Paşa’nın ortadan kaldırılması girişimine Cemiyet’in karıştığına dair kanıtlar yayınlanmıştır.

1920 sonlarında bu cemiyete üye Kürtçü Aleviler Sivas’ın doğusunda Koç kırı ayaklanmasını başlatmışlardır. 1925 yılında Türkiye’nin Musul’u almak için hamle yaptığı sırada Şeyh Said’in başlattığı isyan da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin desteği ile planlanmıştı.

Kürt Bağımsızlık Komitesi (1923)

1923′te (cumhuriyetin ilan senesinde) Seyit Abdulkadir, Hesenanlı Halit, Hacı Musa, eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. Bu komitenin de gayesi, Kürdistan’ın bağımsızlığını sağlamaktı. Komiteye Yusuf Ziya aracılığı ile Hınıs’ta oturan Şeyh Sait ve ailesi alınmıştı.”[vi]

“…Örgütün ilk kongresi1924′te yapıldı. Kongrede bulunan Nakşibendi şeyhi Şêx Seîd, Xalid Beg’in hısmıydı ve Diyarbakır’ın kuzeydoğusundaki Zaza Kürtler arasında epey bir etkinliği vardı. Bundan dolayı (Hamidiye) milisleri komutanlarını bağımsız bir Kürdistan için ikna etti.

Kongreden iki önemli karar çıktı:

1- Kürdistan’da genel bir ayaklanma başlatılacak ve bunu bağımsızlık ilanıizleyecekti. Ayaklanma bütün ayrıntılarıyla planlanacak ve bu iş uzun zaman alacağından, katılanlar, kendilerinden beklenen görevlerle ilgili olarak tam bilgilendirilecekti.

2- Harekete gerekli dış destek, İngiliz, Fransız ve Ruslar’dan sağlanmaya çalışılacaktı.”[vii]

Genç eski milletvekili Hamdi Bey, yapılan temasları ve Said-i Nursi -Halit Bey görüşmesini İçişleri Bakanlığına gönderdiği 24 Eylül 1924 tarihli şifreli yazı ile bildiyordu:

Molla Saidi Kürdi diye bilinen kişi İstanbul’dan bulunan Kürt Cemiyeti’nce kararlaştırıldığı üzere Kürdistan adıyla özerk bir devlet kurmak için Erzurum’a gelerekVarto Aşiret Reisi Miralay Kürt Halit Bey’le, sonra da Oğnut bucağından geçerkenAşiret Reisi Binbaşı Baba ile görüşerek…”[viii]

Alınan kararlar gereğince harekete destek sağlamak amacıyla Bolveşikler, İngilizler ve Fransızlarla ilişkiler kurulmuştu. Bolveşiklerin yanıtı olumsuzdur. [ix]

Şeyh Sait İsyanı ve Said-i Kürdi

Kürt Bağımsızlık Komitesi’nin çalışmaları açığa çıkarıldıktan sonra, örgütün önde gelen yöneticilerinin çoğu tutuklanır. Şeyh Said‘e bağlı kişilerin Diyarbakır‘ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde arama yapan bir jandarma müfrezesiyle çatışmaya girmeleri (13 Şubat 1925), kısa sürede genişleyecek yaygın bir ayaklanmanın kıvılcımını oluşturur. 7 Mart‘ta Şeyh Said‘in emrindeki 5000 kişilik bir kuvvet Diyarbakır‘a saldırır, 26 Mart tarihinde Türk ordusu isyanı bastırarak Şeyh Sait ve birlikte hareket eden bazı aşiret reislerini ele geçirir. Diyarbakır‘daki Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verir, cezalar, başta Şeyh Said olmak üzere, ertesi gün infaz edilir.

Bediüzzaman Molla Said, dava arkadaşı Şeyh Said’in önderlik ettiği isyana katılmamış ya da katılamamıştır. Buna gerekçe olarak o sıralarda Van’da mağarada olmasını göstermektedir.

http://4.bp.blogspot.com/_bNyV1rmBuhQ/TU4mssgldPI/AAAAAAAAFcQ/3R3TI7pQ8Yo/s1600/43857.jpg

Dava dergisinde Hesenan Aşireti ağalarından olup Malazgirt’in Azo Köyü’nde ikamet eden Hacı Muro isminde maruf olan bir zat’ın şöyle dediği belirtilir :

“Merhum Şeyh Said efendi bir mektup yazarak bana verdi. ‘Bu mektubu Van’a giderek Bediüzzaman’a takdim edeceksin’ dedi. Bu emir üzerine ben Van’a gittim. Horhor mağarasına vardım. Şeyh efendinin mektubunu takdim ettim. Üstad mektubu tazimle karşıladı. Okudu ve ayağa kalkarak başının üzerine koydu ve bana şifahen şöyle buyurdu: ‘Şeyh Efendiye selam ve hürmetlerimi bildirirsin, kendisine gönülden bağlı olduğumu ve yakında kendilerine iştirak edeceğimi söylersin’ dedi.”[x]

Bediüzzaman Said’i Kürdi, Şeyh Sait İsyanına neden katılamadığını şu şekilde izah etmektedir:

“Kardeşim Şeyh Sait kıyama başladığı vakit Van’da mağarada idim. Kendisine bir mektup yolladım, mektubumun cevabını alamadan duydum ki kardeşim Şeyh Sait yakalanmıştır. Düşündüm ki mağaradan çıksam bile faydam olamazdı, sonra beni mağaradan yakalayıp sürgüne gönderdiler. Altı yıl süre ile dizlerime vurarak esef çekip memleketimizde fiili olarak yapılan mukaddes cihaddan mahrum kaldım”[xi]

Şeyh Sait kardeşinin kıyamına katılamayan Bediüzzaman bu kaybı bakın nasıl telafi etmektedir:

“Daha sonra bana denildi ki, kardeşin Şeyh Said üzerine küfr-i mutlak karşısında silahla cihad etmek vacip oldu. O silahı ile küfr-i mutlak karşısında cihad etti. Küfr-i mutlakı kaldırdı. Cühl-i mutlak kaldı. Cühl-i mutlakı kaldırmak için kalemimle cihad etmek de senin üzerine vacip oldu. Ben de cühl-i mutlak karşısında kalemimle cihad ettim.”[xii]

Aynı sözleri Şeyh Sait’in torunlarından Abdülmelik Fırat Şeyh Sait’in kendisine 1954 yılında şöyle söylediğini anlatmaktadır:

“Ben birader-i a’zamım, ekremim Şeyh Sait Efendi’nin hayfını (öcünü) alacağım, aldım.”[xiii]

Bediüzzaman Said-i Kürdi, “ Eğer bize zulmedilse ve Risale-i Nur’a hücum edilse, Şeyh Said ve Menemen hadisesi gibi yarım kalmaz” sözleri ile Cumhuriyet idaresine göz dağı vermektedir.

Şeyh Sait travmasını derinden yaşayan Said-i Kürdi süratle güçlenen milli hükümete karşı silahlı direnişin sonuç vermeyeceğini anlamıştır. Bu aşamadan sonra Bağımsız Kürdistan ereğini ve Şeyh Sait Kardeşinin intikamını almak için yeni stratejisini uygulamaya koyacaktır: Kalem ile Cihad!..

Kürtlük mücadelesini dolaylı olarak sürdürmenin yeni ve uzun vadeli stratejisi ideolojik taarruza tabi tutulacak Türklük bilincini zayıflatmak ve yok etmek olacaktır. Bu nedenle Said-i Kürdi’nin yaşamında yeni bir safha açılacak, en başta ismi Said-i Nursi olarak değiştirilecek, bir yandan o güne kadarki yapıtlarından Kürtlük ile ilgili söylemler traşlanırken diğer yandan artık Türk milletini de kucaklayan ümmetçi söylemler ön plana çıkarılacaktır, ümmetçilik milliyetçilik belasının(!) pan zehiri gibi sunulacaktır. Artık İngiliz hegamonyası yerini Amerikan emperyalizmine terketmekte, CHP’yi ilk seçimde deviren Demokrat Parti iktidarının popülist söylemleri yeni Sait için uzun süredir beklediği fırsatları sunacaktır.

Yıllar sonra Musa Anter Said-i Nursi’ye şu soruyu soracaktır:

“Muhterem hocam, çocukluğumdan beri duyduğum ve tüm Kürtlere sempatik gelen adınız Melaye Said-i Kürdi idi. Şimdi de her gün Türkler sizi oradan oraya sürüyor, hapsediyor, mahkemelerde süründürüyor ama siz hala Türkleri cennete götürme çabası içerisindesiniz; bu nasıl iştir… ben anlamadım”

Said-i Nursi’nin cevabı kısa ve nettir:

“Kure min, hin zaro yi, tu nizani ez çi dikim. Bixwine ulm hin be.” Oğlum dünkü çocuksun, ne yaptığımı bilmiyorsun. Oku, ilim öğren…

Ne yaptığı ve ne yapmak istediği adeta sır edilmiştir. Kur’an’ı değil, Kur’an ile kendini yücelten manasız ve rabıtasız risalelerle büyülenen Türk milletinin genç nesilleri, Demokrat Parti ve ABD yeşil kuşak politikalarının maddi ve manevi destek ortamında boğucu cemaat yapıları içerisinde kadrolaştırılacak; Türk Devleti’nin cepheden teslim alınamayan varlığı bu kadrolar aracılığı ile zaman içerisinde yavaş yavaş ele geçirilecekti. Ne yaptığını gayet iyi bilen Said-i Nursi’nin geçmişin sandıklarında mühürlediği ve günü gelince açılacak bu sırrını sadece gören gözler bilecektir…

* * *

Said-i Kürdi’nin Kürt milli birliğini sağlamak için seslenişleri

Said-i Kürdi yazılarında Kürtler şu şekilde seslenmektedir : “Ey umum Ekrad!(Ey Bütün Kürtler!)Gözünüzü açınız, sabah geldi. Ve müteyakkız (uyanık) olunuz. Sizin ihtilaf (ayrılık) ve vahşetinizden (medenileşememenizden, sosyalleşememenizden) efkâr-ı faside (kötü fikir) sahibi istifade etmesin. Bu şanlı olan ittihad-ı milleti (Kürt milli birliği) fena bir hastalığa hedef etmesinler.”

Said-i Kürdi’ye göre “Eskiden beri her bir vechile Ekrad’ın (Kürtlerin) madûnunda (gerisinde, altında) bulunanlar, bugün onların hâl-i tevakkufta (duraklama halinde olmalarından) kalmalarından istifade ediyorlar. Bu ise ehl-i hami yeti (gayret sahibi kimseleri) düşündürüyor. Ve bu …(durum), Kürdler için müstakbelde (gelecekte) bir darbe-i müdhişe (müthiş bir darbe) hazırlıyor gibi ehl-i basireti (bu durumu görenleri) dağdar (yüreğini yakmıştır) etmiştir.”[xiv]

Yine, Kürtlerin aralarındaki ayrılıkları bir tarafa bırakarak niçin milli birlik kurmaları gerektiğini eserlerinin çeşitli yerlerinde şöyle izah etmektedir;

“Kuvvetinizi toplayıp namus-u milliyenizi muhafaza etmenizin tek yolu, milliyet bilincine sahip olmanızdır. Bu bilinçle milliyetinizden oluşan ortak değerleriniz için bir havuz yapın ve maddi manevi milli gelirlerinizi bu milliyet havuzunda toplayın. Havuzun suyunun boşa akmasına eğitim ile mani olup İslami faziletlerle de bu havuza akacak yeni suyolları açın”

Kürt aşiretlerine yazdığı Münazarat kitabında Kürdistan’ın milli birliğinin kurulması üzerine şunları söylemektedir: “Kürt halkı! Milliyet fikrini rehber edinin, eğitim ve insaniyeti elinize alın. Bu yüzden milliyet fikri her ferdi bir millet kadar kıymettar yapar. Milleti için himmet eden ve çalışan tek başına bir millettir. Kimin himmeti yalnız kendi nefsine ve şahsına ise o insan değildir. Bu yüzden insan fıtraten medenidir. Hemcinsi ve ırkdaşı için düşünmeye mecburdur. Toplum yaşamı sayesinde kendi şahsi yaşamı sürer. milliyet fikri ile, bir milletin fertleri bir aile gibi birbirine şirindir. Onların her ferdini bir insan kadar değil, bir ulus kadar büyük eder.”[xv]

Kürtlüğün haysiyet ve namusunu korumak vazifesini de üzerine alan Said-i Kürdi suçlu olarak ilan ettiği hükümete karşı Kürtlerin Arnavutlar gibi yiğit ve kahram olmasını istemektedir: “Ey Kürt halkı! Her yerden hücum eden medeniyete karşı, siz vahşetinizi koruyamazsınız. Bu vahşet söylemimden dolayı darılmayın. Bunu başta kendim için söylüyorum. Hem de suç hükümetindir. İstediğim şey Kürtlüğün haysiyet ve namusunu korumaktır. Hürriyet ve adaleti isteyip ona hizmette, Arnavutlar gibi yiğit ve kahraman olun.”

[i] Şark ve Kürdistan Gazetesi Sayı 1
[ii] BEDİÜZZAMAN’LA ALAKALI BAŞBAKANLIK OSMANLI ARŞİVİ- ARCHIVE DOCUMENTS ON B. SAID NURSI. DH. MKT 2730/76-14/M/ 1327 Bâb-ı Âlî Nezâret-i Celîle-i Dâhiliye İdâre-i Matbuât Aded: 1498
[iii] Zinar Silopi, s.26, Kürt Sorunu, Altan Tan
[iv] Göldaş, Ismail, Kürdistan Teâli Cemiyeti, Doz Yayınları, 2. Baskı, Aralık 1991-İstanbul. sf:70
[v] Milli Mücadele Tarihi, 1. Cilt. “Lord Curzon, Türk direnmesini kırmakta Kürtçülüğün kullanılmasını düşünmüştür. Bu aynı zamanda Sadrazam Damat Ferit’in de fikridir.”
[vi] Bulut, Faik, Devletin Gözüyle Türkiye’de Kürt İsyanları, Yön Yayıncılık, Birinci Baskı, 1991, s. 12-13
[vii] Bruinessen Martin van, Ağa, Şeyh ve Devlet: Kürdistan’ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi, Öz-Ge Yayınları, s. 348-349
[viii] Mumcu, Uğur, (12-13-14-15-35-38-45) Kürt-İslam Ayaklanması (1919-1925), Tekin Yayınevi, Ikinci Baskı, Ankara-1991, s. 39-40-45-46-48-54-55-66
[ix] Tahsin Sever – 1925 Kürt Bağımsızlık Hareketlerinin Yapısı ve Hedefleri
[x] Dava dergisi, sayı 8, s.22
[xi] Şeyh Said’in oğullarından Ali Rıza ve Selahaddin’in 1960 Ankara’da Said-i Nursi ile yaptıkları görüşmeden
[xii] Şeyh Said kıyamının bilinmeyen yönleri, s.4-5
[xiii] Girişim dergisi, no 47, s.22
[xiv] İctimai Dersler, s.570
[xv] Nursi, Bediüzzaman Said. İçtimai Dersler s. 60 İki Mekteb-in Musibetin Şehadetnamesi. Hatime bölümü.

Leave a comment