Kemal İnanç IŞIKLAR

kemal.isiklar@iics.com.tr

Not : Bu yazı 2004 yılında Aydınlanma 1923 Dergisi 48. sayısında yayınlanmıştır.

Son Söz..

“Sizler, bu satırları okuduğunuzda, Eminim ki, hakkımda bugüne kadar açılmış yüz milyarlarca liralık manevi tazminat davalarına, yenileri eklenecektir. Her zaman olduğu gibi kimi siyasiler devreye girerek Üniversite Rektörü’nü hakkımda yasal işlem yapmaya zorlayacaktır. Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek, aileme de yönelecektir. Peş peşe gıyabımda kesilen trafik cezaları gelecektir. Gelen duyumlara göre, Emniyet ve M.l.T. bünyesinde, gerektiğinde aleyhimde kullanılmak üzere dezenformasyon çalışmaları kapsamında olumsuz bilgi notları ve olumsuz dosyalar hazırlanmıştır. Telefonlarım bir şekilde dinlenmeye devam edecektir. Büyük bir olasılıkla, hakkımda imzalı-imzasız suç duyurusu yapılacak; T.B.M.M.’de aleyhimde soru önergeleri verilecek; bütün bunları dikkate alan savcılık evimde arama yaptıracak; En azından “İçişleri Bakanlığını ya da Emniyet güçlerini tahkir ve tezyiften” veya hiç ilgisiz bir iftira ile hakkımda Ağır Ceza Mahkemesi’nde ya da DGM’de dava açılacaktır. Halen, İzmir, Ankara, Burhaniye, İstanbul gibi merkezlerde yürüyen davalara, yurdun farklı yerlerinde açılacak yeni davalar da eklenince, Maddi-manevi darbenin yanısıra, mücadeleye zaman yetiştirememe gibi bir durum da ortaya çıkacaktır. Sonuçta, belki de ödeyemediğim tazminat hükümlerinden dolayı evime haciz gelecektir. Almanlardan fettullahçılara, Türkiye Cumhuriyetimin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!..

Dr. Necip Hablemitoğlu ’nun aylarca yayımlatabilmek için uğraş verdiği “Köstebek” isimli son kitabının son sözlerini okudunuz. Okuduklarınız sadece Hablemitoğlu’nun değil, 38’in 10 Kasım’ı, saat dokuzu altı geçe başlayacak ideolojik soykırıma maruz kalan tüm Kemalist aydınların, Türküm ve başka Türkiye yok diyerek Cumhuriyet’in savunuculuğunu yapan tüm ulusalcıların yaşamak zorunda bırakıldıkları güçlüklerin ve mücadele koşullarının bir aynasıdır. Sahi, hiç sordunuz mu kendinize, bu ülkede neden sadece Kemalist aydınlar sistemli olarak katlediliyor diye.. Sordunuz mu, neden bu ülkenin değerlerini korumak için mücadele etmenin; bu ulusun her bir ferdinin ayrımsız daha iyi bir gelecek, daha iyi bir yaşam sürdürebilmesi için çalışmanın; haksızlıklara, adaletsizliklere, vurgunlara, soygunlara karşı koymanın; hakça, kardeşçe, uygarca bir yaşam, bağımsız, onurlu, çağdaş bir devlet özleminin bedelinin bu kadar ağır, yolunun bu denli çileli olduğunu..

Son İktidar..

Hamlet’te şöyle diyordu : “Önder babamızın katilleri tahtı ele geçirmişler..” Kemalist Cumhuriyet’e kast edenler, 38’in 10 Kasım’mdan beri iktidara sızmışlardır. 64 senedir Kemalist bir iktidar alternatifi yaratılamamış, 64 senedir Kemalist aydınlar katledilmiş, Kemalist kadrolar bastırılmış, Kemalist ideoloji tüm kaynak ve belgeleri ile silinmiştir. Mustafa Kemal ile aynı doğruları söyleyen, aynı mücadeleye girişenlerin tamamı 64 senedir bu çileli yoldan yürümeyi göze alıyorlar. 10 Kasım’dan sadece bir gün sonra, 11 Kasım 193 8’de İsmet İnönü not defterine şunları yazıyor: “İlk hükümet için dahiliye (içişleri) ve hariciye (dışişleri) vekillerini değiştirmesini Celal Bay ar” di tavsiye ettim. Dahiliye Dr. (Refik) Saydam, hariciye Şükrü Saraçoğlu. Dr. Araş ile Şükrü Kaya”nm iktidardan gitmeleri memlekette hakiki bir inşirah (ferahlık) verdi. Kendilerine karşı antipatinin bu kadar şamil (kapsamlı/yaygm) olduğunu görmek herkesi şaşırttı.”2

Tevfik Rüştü Araş ve Şükrü Kaya, Atatürk döneminin değişmez bakanlarıydı. 30’lu yılların başarılı iç ve dış politikalarından sorumlu, Atatürk’ e doğrudan bağlı ve güvenini kazanmış olan bu kişiler, Cumhurbaşkanı İnönü’nün direktifi ile tasfiye edildiler. Kısa bir süre içerisinde benzer şekilde Atatürk’ün yakın çevresinde bulunanlar, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, Cevat Abbas Gür er (Yaveri), Haşan Rıza Soy ak (CHP Genel Sekreteri), Naşit Hakkı Uluğ, Tahsin Üzer gibi isimler başta olmak üzere milletvekilliğinden ve diğer aktif görevlerinden uzaklaştırıldılar.3 Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e muhalif, saltanatçı, hilafetçi ve mandacı takımları yine aynı iktidar tarafından baş tacı edilmiş, geçmişte yaşananlar Atatürk’ün kişisel sorunları olarak değerlendirilmiştir. 10 Kasım 1938 saat 9’u altı geçe, karşı devrim süreci aktif olarak işlemeye başladı. Karşı devrim sürecinin ve Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu olumsuz koşulların temeli Atatürk’ün öldüğü gün atıldı. O gün bu gündür çileli yolda yürümeye karar vermiş, tıpkı Hablemitoğlu gibi ulusun devleti ile varlığına ve esenliğine göz dikmiş unsurlara karşı direnen Kemalist aydınların canına kıyılmaktadır. Karşı devrim iktidarı sürdüğü sürece Dr. Necip Hablemitoğlu ilk olmadığı gibi, son da olmayacaktır. Adalet ve devletin ilgili birimleri kılını bile kıpırdatmazken, Portakal Çiçeği sokağında ikinci kez dökülen kanın üstünü kaplayan beyaz karlar gibi, Kemalist aydın kıyımlarının üzeride tanıdık bildik yalanlar ile kaplanacaktır. Ulusu için çalışmaktan başka hiçbir gaye gütmeyen, anasmm sütü gibi ak, toprak gibi verimli, gençlik gibi cesur, yurduna sevdalı ve yarin yanağmdan gayri her yerde, her şeyde, hep beraber diyen büyük Türk milletinin aydm evlatları bir bir katledilirken, “ne istediniz bu çocuktan” diye isyan eden yürekler bir olup haykıracaklar yine “Uğurlar ölmez, Ahmetler, Kubilaylar, Necipler ölmez…” diye. Tıpkı dağılan bir ailenin yıllardır birbirini görmeyen, aramayan, sormayan fertleri gibi sadece cenazelerde bir olur Kemalistler, Ankara’nm taşlı ve karlı yollarmda, yine gözlerde yaş, “Uyan uyan Gazi Kemal, düşman yurdu esir almış, şu feleğin işine bak”…

Son kitap..

Araştırmacı Ergün Poyrazım belirttiğine göre Hablemitoğlu’nun son kitabı Köstebek’in yayınlanmaması için bir takım üst düzey emniyet yetkilileri tarafından uyarıda (!) bulunulmuştur. Bu rahatsızlığın sebebi açıktır, Köstebek kitabı Fettullah örgütünün karanlıkta kalmış yönlerini, uluslararası bağlantılarından sermaye kaynaklarına, eğitim yapılanmalarından devlet içerisindeki kadrolaşmalarına kadar büyük bir ihanet çemberini gözler önüne sermektedir. Fettullah örgütünün Türk emniyet güçleri ve milli istihbarat servisi içindeki gizli ve yasadışı yapılanması ve dış destekler ile ulaştığı gücün Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik bir dengeleme planının parçası olduğunu, aynı zamanda bir yandan Fettullahçı kadrolar yetiştirilirken, diğer yandan ulusalcı güçlerin de tasfiyesinde önemli işlev gördüğünü vurgulamaktadır. Hablemitoğlu, Fettullahçıların üniversitelerden, sivil toplum kuruluşlarına, internetten adalet mekanizmalarına, emniyet, istihbarat teşkilatlarına kadar geniş bir alana yayılan faaliyetlerini Köstebek isimli kitabında belgeleri ile birlikte sunmaktadır. Necip Hablemitoğlu’nun, yakın çevresine, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başma geçirilmek üzere brifingler aldığına ilişkin bilgi verdiği bilinmektedir. Yakın zamanda AKP’li Başbakan ile bir görüşme yaptığı da bilinmektedir. Şüphesiz Milli İstihbarat Teşkilatı müsteşarı olarak Hablemitoğlu’nun öncelikli hedefi etki ajanları ve gayri milli örgütlenmeler olacaktı ve ilk darbeyi de yasadışı Fettullah örgütü, istihbari çalışmalar yapan Alman ve Amerikan vakıfları, misyonerlik faaliyeti gösteren kurum ve kuruluşlar yiyecekti. Farklı görünümler ile toplum içerisine sızmış “etki ajanları” ve gayri milli faaliyetler Hablemitoğlu’nun tüm kitaplarının ortak vurgusudur. Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası kitabında, daha sonra Alman Vakıflarına yönelik başlatılacak operasyonlara kaynak olacak bilgi ve belgeler ile Almanya’nın doğrudan ve yerli işbirlikçileri ile Türkiye’deki sivil toplum örgütleri olgusunu kullanarak yürüttüğü dolaylı faaliyetlerini belgeleri ile ortaya koymaktadır.4 Necip Hablemitoğlu öldürülmeden önce, ileride yazacağı kitaplarda Amerikan Vakıfları ve Sivil İtaatsizlik konularını işlemeyi planlamaktaydı. “Savaşa Hayır!” ile başlayan, ardından “Askerliğe hayır!” kampanyaları ile Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı örgütlü ve kademeli bir saldırı stratejisi çerçevesinde yapılanan bu dış destekli girişimleri, Türkiye kamuoyunun gündemine taşımak ve gerçek yüzlerini ortaya koyarak deşifre etmek istiyordu. Alman ve Amerikan vakıflarınca finanse edilen gizli misyonerlik faaliyetleri ile ilgili çalışmaları oldu. Necip Hablemitoğlu’nun en önemli çalışmalarından birisi de, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda yeniden, Atatürk dönemindeki Milli Merkezler yapılanması ve uygulamasına geçilmesi ile ilgili olanıdır. “Milli Merkezler Olmadan Asla” başlıklı çalışması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış Türkler ile ilgili stratejisinin nasıl olması gerektiğini yeniden belirlemektedir. Milli Merkezler yapılanması aynı zamanda Amerikan güdümlü Fettullah örgütünün yurtdışı yapılanmasının sonu anlamına gelmektedir.5 Katıksız bir Kemalist ve Türkçü olan Necip Hablemitoğlu’nun sondan bir önce yayımlanan kitabı Kırım Türkleri ile ilgilidir.Necip Hablemitoğlu’nun Kırım Türkleri isimli kitabı ilk olarak 1972 yılında “Son Havadis” gazetesinde “Kırım Faciasnın İçyüzü” başlığı ile tefrika halinde yayımlanmıştır. Dedeleri Kırım’dan ve Rumeli’den anavatana göç etmiş Kemalist bir lise öğrencisi olarak, Kırım Türkleri’nin acılar ile dolu tarihini, Stalin’in acımasız emri ile bir günde binlerce yıllık vatanından sürülen Kırım Türk halkının çileli yolculuğu hakkındaki kitabını yayınladığında henüz 18 yaşındadır.6Başta Gaspıralı İsmail Bey1 olmak üzere Rusya’daki Türk kadın hareketlerinden8 Çarlık Rusyası’ndaki Türk Kongreleri’ne9 kadar geniş bir perspektifte Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde etkili olan düşünürler ve düşünceler ile milliyetçi toplumsal hareketleri irdelemiştir. Atatürk, Gaspıralı ve Akçura arasında kurduğu Türkçülük köprüleri ile Atatürk’ün vurguladığı gibi “Türk Milletinin onurlu ve şerefli bir millet olarak, ve mutlaka tam bağımsız olarak” varolabilmesinin gerekliliğini vurgulamıştır. Necip Hablemitoğlu’nun Laiklik ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit eden şeriatçı yapılanmalar ile ilgili önemli çalışmaları bulunmaktadır. Aydınlanma 1923Müdafaa-i Hukuk ve Yeni Hayat gibi Kemalist-ulusalcı dergilerde yayınladığı makalelerde laiklik ve Kaplancılardan, Fettullahçılara ve Nurculara kadar şeriatçı yapılanmalar konularını ele almıştır. Ergün Poyrazım AKP’nin gerçek yüzünü gün ışığına çıkardığı “Patlak Ampul” isimli kitabın önsözünde Hablemitoğlu, bir taraftan “ulusal çıkarlar doğrultusunda risk üstlenecek, bunu namus ve haysiyet yükümlülüğü olarak kabul edecek, durumdan görev çıkaracak kaç kişi var Türkiye’de?” sorusunu sorarken diğer taraftan dincisine, 2. cumhuriyetçisine, Kürtçüsüne, Türklük düşmanı sosyalistine; topuna birden adeta meydan okumaktadır.10

Sonsuzluk..

Necip Hablemitoğlu, evinin önünde kahpece kurulmuş bir pusuda şehit edildi. O’nun ölümünün ardından yurttaşlar sıranın kimde olduğunu konuşur oldu. Ulusalcı aydınların bir bir katledildiği ve bu sayede Kemalistlere sistematik gözdağı verildiği ve tüm bu eylemlerin karşılıksız ve karanlıkta kaldığı bir ülkede hangi demokrasiden, hangi hukuktan, hangi devletten söz edebiliriz? Bir vatanseverin, ülkesini, devletin vurdumduymazlığına karşı savunmak zorunda kalması ne kadar ağırdır. Cumhuriyetin meclisini ceylan derisi koltuklar ve insan derisi ihanet ile dolduran hükümetlerin gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunacaklarını bizlere önceden öğütleyen Önder’in “Gençliğe Hitabesi”ni bir kez daha hatırlayalım. Sevgili Necip Hablemitoğlu’nun, yazımın başında belirttiğim son sözünün, aslında Atatürk’ümüzün gençliğe seslenişine günümüzden yükselen bir yanıt olduğunu göreceksiniz. İşte o yanıt tüm Kemalistlerin ortak yanıtıdır: Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni 

kurtarmak için, içinde bulunacağımız vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyecek, tüm varlığımız ile Atatürk ve Cumhuriyet mirasını koruyacak, daha güzel günlere taşıyacağız. Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!

Küçük bir çocukken iyinin her zaman kötüyü yendiğine inanırdık, her zaman adaletin, hakkın, doğru olanın yerini bulacağmnı düşünürdük. Yaşımız ilerledikçe bunun böyle olmadığını yaşayarak gördük. Doğruların, gerçeklerin çoğu zaman iktidarlar ve kurulu düzen için bir tehdit oluşturduğunu gördük. Kimi insanların kendi hayatları pahasına doğrular için tek başlarına cesur ve özverili bir şekilde göreve atıldıklarını, bu uğurda ellerini ateşe soktuklarını gördük. Necip Hablemitoğlu terör ile ilgili bir yazısında11 bizlere bundan sonra ne yapabileceğimiz konusunda rehberlik etmektedir: “”…Kaldı ki, bir terör eyleminin planlanmasından gerçekleştirilmesine kadar geçen evrelerde o kadar çok çıkar hesapları ve manüplasyonlar söz konusu olmaktadır ki, bir terör eyleminin nereye kadar ulaşacağı ya da nihai sonuçlarının ne olacağı asla önceden kestirilememektedir. Küreselleşen terörde son örnek, ikiz kulelerin yerle bir edilişidir. Diyelim ki failleri de belirlenmiştir. Ama bu eylemi kimin yaptırdığına, kimin yönlendirdiğine gelince, bu sorunun yanıtı asla tam olarak ortaya çıkarılamayacaktır. Tıpkı, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy gibi Cumhuriyet şehitlerinin öldürülmesini esas planlayanların ortaya çıkarılamayışı gibi. Sadece araç olan tetikçilerin kim oldukları, ideolojileri, tabiiyetleri, inanç ya da inançsızlıkları önemli değildir; yanıltıcı olan, sadece tetikçilere bakarak yargıya varmaktır. Doğru yaklaşım ise, söz konusu Cumhuriyet şehitlerinin faaliyetlerinden en çok hangi dış ülkenin çıkarlarının zarar gördüğünün belirlenmesinin yanı sıra, aynı kayıpları tekrar vermemek için gerekli caydırıcı önlemlerin alınmasıdır” Yaşayan aydınlarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Cumhuriyet şehitlerimizi anmak kadar, onların yarım bıraktırılan çalışmalarını sahiplenmek, kitleselleştirmek de önemli. UMAG gibi örneklerin çoğalması gerekiyor. Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu öldürüldükten sonra yazdığı bir yazıda, Mumcu’yu yaşatmanın en güzel yolunun Kemalizmi ve bu uğurda Mumcu’nun yazdıklarını anlatmak olduğunu belirtmişti. Şehit edilen aydınlarımızı yaşatmak için onları anlamak ve anlatmak zorundayız, Kemalist aydın kıyımının önüne geçmek için ulusalcı tavır ile gündem oluşturan tüm araştırmacılarımıza ve entelektüel birikimimize kayıtsız kalmamak, yalnız bırakmamak, sahip çıkmak zorundayız.

Çünkü Türkiye, doğduğumuz ve ölmek istediğimiz ülke. Necip Hocamızın dediği gibi, çünkü Türküm ve başka Türkiye yok.

İlkeli, onurlu, namuslu, duyarlı, güler yüzlü ve yalın yaşamıyla tüm Kemalist öğrencilerine örnek olan Kemalin Öğretmenine selam olsun! Kemalizmin ebedi kalesinde yükselen yeni bir burç oldu; Dr. Necip Hablemitoğlu…

KAYNAKLAR

1    HABLEMİTOĞLU, N, 2003, “Köstebek”, Dönüşüm Yayınları- Dr. Necip Hablemitoğlu’nu daha yakından tanımak için : www.hablemitoglu.com (org-net)

2    İNÖNÜ, İ, 2001, “Defterler”, Yapı Kredi Yayınları, s.255

3    YETKİN, Ç, 2002, “Karşıdevrim”, Otopsi Yayınevi, s.41

4    HABLEMİTOĞLU, N, 2001, “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası”, Otopsi Yayınevi

5    HABLEMİTOĞLU, N, “Milli Merkezler Olmadan Asla” http://www.Kemalist.org/html/modules.php?name=News&fıle=article&sid=831

6    HABLEMİTOĞLU, N, 2002, “Kırım’da Türk Soykırımı”, IQ Kültür Sanat Yayıncılık

7    HABLEMİTOĞLU, N, 1997, “Gaspıralı İsmail Bey ve Çarlık Rusyası Hükümetleri”, Kırım Dergisi

8    HABLEMİTOĞLU, N – HABLEMİTOĞLU Ş, 1998, “Şefıka Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi”, Ajans Türk Matbaası

9    HABLEMİTOĞLU, N, 1997, “Çarlık Rusyasında Türk Kongreleri”, Ankara Üniversitesi Basımevi

10    POYRAZ, E, 2002, “Patlak Ampul”, sf. 3

11    HABLEMİTOĞLU, N., 2001, “Şeriatçı terör ve batının kıskacında ülke Türkiye http://www.Kemalist.org/html/modules.php?name=News&file=article&sid=832

Leave a comment