Kemal İnanç IŞIKLAR

kemal.isiklar@iics.com.tr

Doğumu ve Gençlik Yılları

Mehmet Ferit 1853 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesinin aslen Karadağ’ın Poşasi[1] köyünden olduğu söylenmekle birlikte babası Sa’di’nin “Gülistan” eserini Farsçadan çeviren devlet şûrası üyelerinden Seyyid Hasan İzzet Efendi, büyük babası ise Kaptan-ı Derya Mahmut Paşa’nın kethüdası hacı Ahmed Ağa’dır.[2] Babası, amcası ve diğer aile fertlerinin devlet ile yakın ilişkileri dolayısıyla iyi bir eğitim alma olanağı bulan Mehmet Ferit, tahsilini Oxford Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Osmanlı Hariciye Teşkilatı’nda görev alarak Paris, Berlin, Petersburg ve Londra sefaretlerinde ikinci katip olarak çalıştı. Londra baş katibi iken Büyükelçi Rasim Paşa ile geçinememesi nedeniyle Bombay baş şehbenderliğine görevlendirilmesine rağmen kabul etmeyerek gitmedi.[3] Londra Büyükelçisi Rüstem Paşa, Mehmet Ferit’i şu sözlerle tanımlıyor.

 

“… İkinci Kâtip Ferit Bey terbiyesiz ve küstahtır. Bu iki memurun değiştirilmesi ve bana iki yeni katip gönderilmesini rica ederim.”

Avlonyalı eski Sadrazam Ferit Paşa ise oğlu Celadettin Paşa’ya Ferit Paşa için şunları söyler:

 

“Damat Ferit Paşa denilen bu adam vaziyeti bilmez, çok kindar ve boş bir adamdır. Görünüşü insanı aldatır. Belki bu gayretkeşliği ile bir gün Sadrazam da olur. Ama o, her zaman Londra Sefaretinin bir katibi kalmaya mahkûmdur. Zira cahildir ve haindir!...”[4]

 

Mehmet Ferit, Avrupa’da yaşadığı gençlik yıllarında II. Abdülhamid aleyhtarı bir arkadaş çevresi ile birlikte memleketteki idareden ve istibdat rejiminden şikayet ediyordu. Ferit Paşa, esmer, uzun boylu, dik duruşlu, kara gözlü, uzun çehreli, basık burunlu, pos bıyıklıydı. Favorileri uzun, saç ve bıyıklan kırçıldı[5]. Kendisini tanıyanlann en çok dikkatini çeken fizikî özelliğiyse uzun el tımaklanydı[6]. Önceleri pek sofu görünen, hatta Avrupa’da iken kazara domuz eti yememek için yiyeceğini yamnda gezdiren[7] Paşa’daki bu Avrupa hayranlığı da hemen her işinde olduğu gibi hayret vericiydi.

 

 

Hıfzı Topuz Mehmet Ferit’in gençlik yıllarını şöyle aktarmaktadır:

 

“Bazı hafta sonlan Londra’dan Paris’e giden Ferit (Paşa) orada (şair) ve Paris elçiliğinde ikinci kâtip Abdülhak Hamit ve üçüncü kâtip Necip Bey ile (Mediha Sultan’m ilk eşi olacak olan) vakit geçiriyordu. Ferit Paşa iri yan burnu havalarda bir delikanlıydı. Gördüğü bütün kadınların hemen kendisine âşık olacağına inanıyordu. Üç arkadaş Paris’te iyi vakit geçiriyorlar birlikte resimler çektiriyorlardı. Bunlardan biri de Sorbonne Üniversitesi’nin kapısı önündeydi. Belki de içlerinde en yakışıklı edan Ferit (Paşa) idi. Tam bir Avrupa hayranlığı içerisindeydi, Türklere üstten bakıyor ve Türkleşin Batı uygarlığını kabul ederek düzeleceğine inanıyor, Latin harflerinin kabulünü savunuyordu. Oysa İstanbul’dan başka hiç bir Anadolu şehrini görmemişti, ne Türkleri ne Anadolu’yu yeterince tanıdığı ve bildiği söylenemezdi. Paris’te dolaşır ve her şeyin Londra’da daha güzel ve ucuz olduğunu iddia ederdi. Onun için yaşanacak tek yer Londra’ydı. Bunlardan sonra Paşa’daki İngiliz hayranlığına şaşırmamak gerekti. Paris’teki bazı cafelerde üzerinde bir Moğol kafası resmi bulunan ve Tete de Turc’ ismi verilen kum torbalarının yumruklanması ve “vur abalıya” gibi durmadan yumruk yiyen, hep suçlu çıkartılan insanlara Tete de Turc’ denmesinden hiç hoşlanmayan Ferit (Paşa), Elçinin Paris Belediyesine başvurarak bu kum torbalarını cafelerden kaldırtmasını istemişti. Yine bir gün Paris’te gittiği Le Grand Vizir’ (Sadrazam) adlı lokantada istediği belli başlı Türk yemeklerinin hiçbirini bulamayınca “Böyle Türk lokantası olmaz” diyerek bağıra çağıra çıkıp gitmiş. Büyükelçiye lokantayı şikâyet ederek bu sahtekâr herifler hakkında soruşturma açılmasını istemişti”[8]

Saraya Damat Oluşu ve İstanbul Yaşantısı

Sultan Abdülmecid’in kızlarından – eşi daha önce vefat eden – Mediha Sultan’ın evlilik isteğini Abdülhamid uygun görmüş, Kıbrıslı Kamil Paşa’ya ricali devleti aliyyeden, hüsni ahlak sahibi ve asla kadın yüzü görmemiş otuzdan büyük kırktan küçük yaşlarda bir aday bulması emrolunmuştur. Mediha Sultan, kocası Necip Bey vefat ettikten sonra Sultan Abdülhamit’in evlenmesi için ısrar etmesi ve seçimi kendisine bırakması üzerine kocasının Paris’te birlikte resim çektirdiği arkadaşlarından olan Ferit (Paşa)yı beğenmişti. Babasının dürüst bir kişilik olarak tanınan Seyyid Haşan İzzet Efendi olması Padişahı da ikna etmiş ve Sadrazam Kâmil Paşa’ya, Mediha Sultan için Ferit Bey’i seçtiğini ihsas ettirerek, ‘Siz de bazı adaylar bularak bana yazı ile bildiriniz’ emrini vermişti.

“Kâmil Paşa yazdığı tezkirede bir kaç adaydan bahsedip nihayet Ferit Bey’i ‘şeklen pek yakışıklu ve hüsn-i ahlaka malik’ diye nitelendirmişti. İlk defa gördüğü ve ahvalini evvel ve âhir tahkik etmediği bir ‘yakışıklu’ hakkında Hüsn-i ahlâka malik bulunmağla’ demesi de uydurma bir tezkiyedir. ‘Yakışıklu’ olmak mutlaka hüsn-i ahlâğa malik bulunmayı mucib ise ‘yakışıklu’ olmayanların hüsn-i ahlâğa malik bulunmamaları ıcab eder. Kâmil Paşa’nm, tezkiresine ‘Mediha Sultan’ın emri mesnuni izdivacı içtin nazar-ı itinaye alman mevadd…’ diyerek ‘âvamın tabiriyle’ damdan düşercesine söze başlaması da Ferid Bey’in doğrudan doğruya kendi tarafından intihab olunmadığının ve onu intihab etmesi ihtar yahut ihsas edildiğinin delillerinden addolunabilir.”[1]

İstanbul’a döndükten sonra Sultan Abdülmecid’in kızlarından Mediha Sultan’la evlenen Paşa, eşinin Baltalimanı’ndaki sarayında gözlerden uzak sakin bir hayat yaşarken büyük bir memuriyete geçmek hevesine kapılmıştı. Eşi vasıtasıyla Londra Sefareti’ne tayinini Sultan Abdülhamit’ten istemiş fakat Padişah “hemşire orası mekteb değildir, pek mühim bir sefaretdir. Umur-ı siyasiyyede vukufı ve tecrübesi olanlar tayin olunur” diyerek reddetmesiyle Padişah’a gücenerek bir daha muayede resminde bulunmamıştı.[2]

 

 

Sabiha Sultan, Damat Ferit’in Baltalimanı’ndaki yalıda yaşadığı gösteriş düşkünü yaşantıyı şu şekilde anlatır :

 

Çok azametli ve haris bir zat olan Ferid Paşa Baltalimanı’ndaki yalıyı bir saray teşrifatına sokmuş, suareler, yemekler, sefirli toplantılar tertiplemiş ve yemeklere bile kendisi smokin, halam Mediha Sultan açık dekolte tuvaletle inmeye başlamışlardır. Hiç unutmam. bir gün halamı ziyarete gittiğimde salona aldıkları zaman halam bir koltukta oturuyor ve Ferid Paşa da ona org-piyanoda Haydn çalıyordu. Bunun bir gösteriş, tesir yapmak için bir mizansen olduğundan eminim.”

 

Siyasi Kariyeri

 

  1. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra Meclis-i A’yan üyeliğine seçilen Damat Ferit Paşa daha yüksek mevkilere gelmek ümidiyle İttihat ve Terakki Fırkası’na yaranma siyasetine yönelerek eski devri kötülemeye başladı. Fakat İttihatçılar’dan beklediği karşılığı göremeyince onların aleyhine döndü. Şubat 1910’da Meclis-i A’yan’a verdiği anayasa değişikliği layihasıyla, İttihatçılar’ın 1909’da yaptıkları anayasa değişikliğini eleştirerek milli hakimiyet ilkesini çok uluslu Osmanlı ülkesi için zararlı bulduğunu ve yasama meclisine devredilen yet- kilerin tekrar padişah. ayan ve mebusan arasında bölüştürülmesi gerektiğini belirtti. Bu önerge Meclisi-i A’yan’da reddedildiyse de (22 Şubat ı 9 ı O) kendisi bir anda ittihat ve Terakki yönetimine kar- şı oluşan muhalefetin ümidi haline geldi. Çeşitli muhalif grupların birleşmesiyle ortaya çıkan Hürriyet ve İtilaf Fırka’sı genel başkanlığına seçildi (25 Kasım 1911; ancak parti içi çekişmeler yüzünden istifa etti (3 Haziran I9I2).

Damat Ferit, 1. Dünya Savaşı sonrası İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidardan uzaklaşmasının doğurduğu boşluktan faydalanır. Meclis-i A’yan üyesi olarak. bilhassa 1913-1918 yılları arasında muhalefetsiz tek parti rejimi uygulayan İttihat ve Terakki yönetimine karşı eski İttihatçı Ahmed Rıza Bey ile birlikte bir muhalefet partisi kadar rol oynadı.

 

  1. Dünya Savaşı’nın Osmanlı aleyhine sonuçlanması üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti önde gelenleri oldukça zor durumda kalır ve ülkeyi terk etmeye başlarlar. Bu boşluk ortamında Padişah, Mondoros Mütarekesi’ne eniştesini göndermek ister fakat Sadrazam İzzet Paşa “Aman efendimiz, Ferid Paşa mecnûndur. Bu misillû vezâif kendisine tahmil olunamaz  sözleri ile itiraz eder:

Ferid Paşa’nın mecnûn olarak nitelendirilmesine şu sözleri neden olmuştu;

 

“Devletin tamamiyet-i mülkiyesi üzerine mütareke akdini kabul ettiremezsem hemen bir sefine-i harbiyye isteyip doğruca Londra’ya azimet ve İngiltere Kralı ile mülâkât ederek ve ‘ben, senin babanın kadîm dostu idim arzularımın kabulünü senden beklerim’ diyerek teklifatımızı kabul ettiririm”[3]

 

 Damat Ferit’in bu ifade üslubu ve kadim dostluk iddiasının gülünçlüğünü Sadrazam İzzet Paşa şu şekilde aktarmaktadır:

 

“Bu Damat Paşa, çok eski zamanlarda, daha gençken Londra elçiliğimizde katip olarak çalışıyormuş. O zamanlar daha Prens de Gal ve veliaht olan, daha sonraki İngiltere Kralı Yedinci Edward’ın eski bir dostu bulunduğunu iddia etmesi gülünç olduğu kadar da zavallıcadır. Kimbilir hangi toplantıda elçilik erkanı ile birlikte bu prense takdim edilmiş, o sırada belki aralarında iki üç dakikalık bir hasbihal de geçmiştir. Adamın, bunu eski bir dostluk diye anlayıp ona güvenmesinin zavallılığı bir yana, Damat Paşa İngiltere’de devlet işlerinde Kralın aktif bir rolü bulunmadığından da habersizdir. Bilindiği gibi bu ülkede parlamentonun güven oyunu almış bir kabine tarafından yürütülür. Kral kabinenin aldığı kararları imzalayıp onaylamakla yükümlüdür. Bu kararları reddetmek ya da değiştirmek hakkına da hiçbir zaman sahip değildir. Kendine çok güvenen Paşa, bu basit gerçeği bile bilmekten uzaktır, dünyadan haberi yoktur.”     

 

İttihatçıların iktidardan uzaklaşması üzerine yavaş yavaş nüfuz sahibi olma ve başa geçme hevesine kapılan Damat Ferit Paşa, padişah tarafından Mondoros’a baş murahhas olarak gönderilmek istendiyse de İzzet Paşa hükümetince reddedildi. Bu yüzden İzzet Paşa hükümetini İttihatçıların devamı olmakla suçlayan Ferit Paşa’nın telkinleriyle padişah kabinedeki ittihatçı nazırların istifasını istedi. Bu müdahaleyi Anayasa ‘ya aykırı bulan hükümet ise toptan istifa etti. Sadarete getirilen Tevfik Paşa’nın hükümeti kurmasından üç gün sonra altmış gemiden oluşan düşman donanması İstanbul’a geldi (14 Kasım 1918). Bundan sonra saldırılarının dozunu daha da arttıran Ferit Paşa. “Osmanlı Bolşevikleri” dediği İttihatçılardan ülkeyi kurtarmak için medeni aleme çağrıda bulunuyor ve İttihatçıları yargılamak üzere fevkalade mahkemelerin kurulmasını istiyordu. Basında İttihatçıları yargılama işini ancak Ferit Paşa’nın başarabileceği ileri sürülüyordu. Padişah bu durumdan faydalanmak istedi. Damat Ferit’i İngiliz yüksek komiserine göndererek. İttihatçıları yargılamak üzere daha gayretli bir hükümet kuracağını, ancak çıkacak olayları bastırmada İngiltere’nin yardımını beklediğini bildirdi. İngilizler’den gereken desteğin verileceğine dair söz alınca İttihatçılara karşı gevşek davranmakla suçladığı Tevfik Paşa ‘yı istifa ettirerek sadarete Damat Ferit Paşa’yı tayin etti (4Mart 1919).[4]

 

Damat Ferit Paşa’nın Sadareti

 

Damat Ferit Paşa’nın tereddütsüz bir şekilde Sadrazamlığı kabul etmesi de eleştiri konusu olmuştu. İzzet Paşa’nın kabinesini kurmaya çalıştığı sırada, kendisine de nezâretlerden birinde görev alması yolunda yapılan teklifi, “Aman efendim, bir koca nezâreti nasıl idare ederim” diyerek reddetmesi, fakat daha sonra Sadrazamlık gibi sorumluluğu ağır bir görevi üstlenmekte tereddüt etmemesi şaşırtıcıydı, tepki gördü:

 

“İş içinde bulunmadığı içün bir nezareti idareden âciz olduğunu itiraf ve iltizamı insaf eden o zat-ı garabet sima, bütün nezaretlerin mercii olan hükümet riyasetini der uhde ederek- enva’i mesaib ve mehalik içinde yuvarlanan- devleti idare etmeğe nefsinde kuvvet gördü. Kavanin ve nizamata vâkıf olmadığını söylerken kanunlar nizamlar yapmağa kalkışdı. Ümur-ı devletteki acz-u cehlini ne suretle izale ettiği ve devleti idare edebilecek kudret ve liyakati az zemanda nasıl iktisab eylediği kendinden sorulsaydı, aceba ne cevab verirdi?”[5]

 

İzzet Paşa’nın Damat Ferit için “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” kurucusu ve İngiliz ajanı Sait Molla gazetesinde şu sözleri yazacaktı: “Osmanlılık ve insaniyet için bir saadet sabahının istifası sonrası sadarete getirilen doğuşu..”

 

Said Molla ve İngiliz Muhipleri

 

İstanbul ve İzmir’in işgali sonucunda İngiltere aynı zamanda Osmanlı Saltanatı’nı da kontrol altına almış, yayınladıkları bildirilere göre Müttefik kuvvetlere karşı sükun içinde hareket edildiği ve düşmanca hareketlerden kaçınıldığı taktirde Müttefik Askeri Makamları hiçbir şeye müdahale etmeyecek, vatandaşların hayatları, şahsi ve mülki hürriyetleri zarar görmeyecek, emirlere aykırı olarak Müttefik Kuvvetlere veya herhangi bir ferdine zararlı ve düşmanca harekette bulunan, karayollarını, demiryollarını, köprüleri, telgraf ve telefon tellerini, askeri malzemeyi vs. zarara uğratarak düşmana yardım eden ve karışıklıklar yol açan ya da emirlere uymaktan kaçınan herkes Divan-ı Harbe verilecek ve ölüm cezasına çarptırılacaktır. Şartlara uyulmaz ise savaş mecburiyeti hâsıl olacak ve uymayanların cezalandırılmaları gerekecekti.[6] Akabinde İstanbul’un bir İngiliz müstemlekesi olduğu ilan olunarak tevkif hareketlerine girişilecek, devlet dairelerine girilecek sadaret ve saltanat göz altında tutulacaktı. İstanbul hükümetinin bu girişimler karşısında sessiz kaldığı dönemde Anadolu’da gelişen Milli Hareket işgal kuvvetlerine karşı tepkisini açık şekilde ortaya koyacaktır.[7] İşte bu dönemde bir taraftan işgal hareketlerini sürdüren İngiltere, diğer taraftan da Milli Mücadele Hareleti’ne karşın kamuoyunu kontrol altında tutacak sivil örgütlenme girişimlerini sürdürmekteydi. İngiliz Muhipleri Cemiyeti böyle bir stratejinin unsurudur. Bu dönemde Milli Mücadele’nin lehinde ve aleyhinde bir çok yeni fırka, klüp ve cemiyetler kurulacaktır. Sadece İstanbul’da Rumlar lehine faaliyet gösteren Rum Cemiyetlerinin sayısı 112’yi bulmaktadır.[8]

 

İngilizlerin Anadolu’daki menfaatlerini korumak ve devam ettirmek için ürettikleri yeni politikalar arasında sömürgeci politikaları özellikle Hindistan siyaseti açısından bir tehdit unsuru olarak gördüğü Hilafet makamının kaldırılarak etkisiz hale getirilmesi gerekliliğine değinilmektedir.[9] Bu doğrultuda “Britanya Kızılay Derneği” kurmuşlar ve İstanbul’da da bir şubesini açmışlardı. Derneğin İstanbul’daki temsilciliğini yürütmek üzere görevlendirilen Protestan misyoneri Rahip Robert Frew, aslen Hilafetle ilgili İngiliz politikasını ve İngiletere’nin menfaatleri gereği büyük önem verdiği, Anadolu’ya yerleşme projesini gerçekleştirmeye çalışmak ile yükümlü idi.[10] Benzer şekilde İngiltere elçiliği baş tercümanı Mr. Ryan da İstanbul’da İngiliz menfaatlerine hizmet edecek, İngiliz propogandası yapacak ve İngiltere lehine kamuoyu oluşturacak bir cemiyetin kurulması için çalışmalar yapmakla görevlendirilmiş, bu doğrultuda Hürriyet ve İtilaf Fırkası Genel Merkezi’nde İngiliz taraftarı ve açıkça İngiliz himayesi isteyen, parti başkanı Sadık Bey ile görüşme yapmıştır. Bu görüşme sırasında parti içinde nüfuz sahibi olan Şûrâ-yı Devlet üyelerinden Sait Molla ortaya atılarak, İngiliz temsilcisi Ryan’a “İstediğiniz işi ben yaparım” diyerek cemiyeti kurmaya talip olduğunu belirtmiştir.[11]

 

“Aşağıda imzası bulunan bizler, adalet ve insanlığın hamisi İngilizlere muhib olduğumuzu, imzamızla tevsik ve İngiliz Muhibleri Cemiyeti namıyla bir cemiyet teşkiline karar verdiğimizi beyan eyleriz” sözlerinin yazılı olduğu mazbataları, kurulacak cemiyete üye olmak isteyenlere imzalatmak suretiyle bir hafta içerisinde 50.000 imzaya ulaşan Sait Molla 20 Mayıs 1919 günü itibarı ile “Türkiye’de İngiliz Muhibleri Cemiyeti – Association of the Friends of England in Turkey)” örgütünü resmen kurmuştur. [12]

 

İstanbul basınını, özellikle de Alemdar gazetesini kullanan cemiyet kısa sürede bir kamuoyu yaratacak, ilave olarak Sait Molla, özellikle dindar çevrelerdeki nüfuzu sebebiyle, temiz duygular içindeki Müslüman kitleleri etkilemeye çalışacaktı.[13]

 

Sait Molla, Rahip Frew ve Abdullah Cevdet’in cemiyetin ideolojisini oluşturduğunu, bunun da “Biricik kurtuluş yolu olarak Anadolu’da İngiliz manda ve himayesinin gerekliliğini savunmak ve bunu gerçekleştirmeye çalışmak” olduğu anlaşılmaktadır.[14] Sait Molla bu doğrultuda Belediye Reislerine gönderdiği bir telgrafta tek yolun manda ve himaye fikrinin kabul edilmesi olduğu talimatını iletmektedir.[15]

 

  • İngiliz Muhipleri Cemiyeti Nutuk’ta şu şekilde anlatılmaktadır:
    • “İstanbul’da çeşitli maksatlarla gizli ve açık olmak üzere kurulmuş, parti veya dernek adı altında birtakım kuruluşlar da vardı.
    • İstanbul’da önemli sayılabilecek kuruluşlardan biri İngiliz Muhipleri Cemiyeti (12) idi. Bu addan, İngilizlere dost olanların kurduğu bir dernek anlaşılmasın. Bence, bu derneği kuranlar kendi şahıslarını ve kendi çıkarlarını gözetenler ile, kendi çıkarlarının korunma çaresini Lloyd George (Loyt Corc) hükûmeti aracılığı ile İngiliz himâyesini sağlamakta arayanlardır. Bu zavallıların, İngiliz Devleti’nin Osmanlı Devleti’ni bir bütün olarak korumak ve himaye etmek isteğinde olup olamayacağını bir defa olsun dikkate alıp almadıkları, üzerinde düşülülmeye değer.
    • Bu derneğe girenlerin başında Osmanlı Padişahı ve Halîfe-i Rûy-i Zemîn ünvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal, Âdil ve Mehmet Ali Beyler ile Sait Molla bulunuyordu. Dernekte Rahip Frew (Fru) gibi İngiliz milletinden bazı macera heveslileri de vardı. Yapılan işlemlerden ve gösterilen faaliyetlerden anlaşıldığına göre, derneğin başkanı Rahip Frew idi:
    • Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş olan niteliği idi. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüsler, derneğin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi. Sait Molla ‘nın derneğin açıktan yaptığı çalışmalarında olduğu gibi gizli çalışmalarında da ondan daha çok rol oynadığı görülecektir. Bu dernek hakkında söylediklerim, sırası geldikçe yapacağım açıklamalar ve gereğinde göstereceğim belgelerle daha kolay anlaşılacaktır.”[16]

 

Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’da çıkarılan 21 ayaklanmanın arkasında Rahip Frew, Sait Molla işbirliği ve İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin çalışmaları olduğu anlaşılmıştır. Sait Mola ve Rahip Frew arasındaki yazışmalar ele geçirilmiştir. Atatürk Nutuk’ta Sait Molla’nın Rahip Frew’e gönderdiği 12 mektubu yayınlamıştır.

 

Padişah Vahdettin, özellikle Hazine-i Hassa Müdürü Refik Bey, aracılığıyla randevu alan yabancı gizli servis elemanlarıyla, özellikle de İngiliz Muhipler Cemiyeti temsilcileriyle sıkça görüşmüştür. Meclis Başkanı Halil Menteşe’nin anıları bu gerçeği doğrulamaktadır: “O günlerde Vahdettin, rahatsızlığı nedeniyle Hareme çekilmiş, arzu etmediği ziyaretçileri kabul etmiyordu; fakat harem kapısından geceleri Papaz Frewleri hoca Sabrileri, Ali Kemalleri kabul ediyordu.”[17]

 

Yusuf Hikmet Bayur, Vahdettin’i, Rahip Frew gibi İngiliz ajanlarının kışkırttığını ileri sürmüştür: “Papaz Frew gibi İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin habis ruhu durumunda olan İngiliz casuslarıyla gizlice ve sık sık görüşen Vahdettin’in… onlarca kışkırtıldığı da güvenle düşünülebilir.”[18]
Neşit Hakkı Uluğ, Padişah Vahdettin’in, İngiliz casusu Rahip Frew’le nasıl ilişki kurduğunu şöyle anlatmıştır:
“Saray ile İngiltere arasında bir haberleşme aracı olacak… bu alçaklığı yapacak, üstlenecekler vardı. Bunlar, bir ‘Sultanzade’ ile Rahip Frew denilen kimseler olsa gerekir. Çünkü, Sultanzade Sami, Vahdettin’in kız kardeşinin oğlu olup, kendisi gençliğinde bir İngiliz mürebbiyesinin eline verilmiş, veya bir İngiliz öğretmen tarafından yetiştirilmiş, olmasından dolayı daima işin içine İngilizleri karıştırırdı. Rahip Frew denilen şahsı saraya dolandırmak da bu Sultanzade’nin ilgisi vardır. Bazı kişilerin telkinleri, Sultanzade ile Rahip Frew’in teşvikleri Vahdettin’e pusulayı şaşırtmıştır…”[19]

 

Fethi Tevetoğlu, “Milli Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar” adlı kitabında, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularının doğrudan Damat Ferit ve  Sultan Vahdettin olduğunu belirtmiştir:
“Türkiye İngiliz Muhipler Cemiyeti, başta Padişah VI. Mehmet Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Adil, Mehmet Ali ve Saadettin Beylerle, Ayan’dan Hoca Vasfi efendi olmak üzere, İngilizlerin idareye biran önce el koymasını isteyen ve İngiliz himayesi projesini hazırlayan, milli güç ve güvenden yoksun, umudunu yitirmiş gafiller, korkaklarla, bir takım satılmışlar tarafından, İngilizlere muhabbet ve taraftarlık, kendilerine çıkar sağlamak için, Milli Mücadele’ye karşı kurulmuş bir ihanet şebekesidir.”[20]

 

Damat Ferit, İttihat Terakki ve İngiliz Siyaseti

 

İttihat ve Terakki Cemiyeti hücreleri Mısır’da, Ortadoğu’da, Afganistan ve Hindistan’da İngiliz sömürge politikası selameti açısından için büyük bir endişe kaynağıdır, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının tutuklanması ve İzmir’e Yunan askerinin çıkarılması bu girişimlere verilen önemli bir yanıt niteliğinde idi. “Kendisi ve efendisi Padişahın bütün umutlarını önce Allah’a sonra İngiltere’ye bağladıklarını” ifade eden Sadrazam Damat Ferit Paşa, siyasetini İngiliz talimatlarını harfiyen yerine getirmek esası üzerine kuracaktır.

 

İngiliz Yüksek Komiser Vekili Amiral Webb’in 5 Mart 1919 tarihli raporunda Damat Ferit’in “İngiltere’ye teveccüh göstermek için her istediğimiz kişiyi tevkif etmeye hazır” olduğunu bildirmektedir.  Damat Ferit hükümetinin bu dönemde en önemli işi, İttihat ve Terakkili’leri kovuşturmak ve onları bir takım cezalara çarptırarak hem İtilaf devletlerinin gözüne girmek, hem İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni siyaset sahnesinden silmekti. Geniş tutuklamalara girişiliyor, eski nazırlar, birçok subaylar, mebuslar, İttihat ve Terakki mensupları tutuklanıyordu. Artık ılımlı İTC’liler, hatta İTC’ye bağlı olmamakla birlikte ulusçu olanlar da bu faaliyetin hedefi olmaktan kurtulamıyorlardı.

 

Alemdar gazetesi başyazarı Refi Cevat, hükümeti teşci etmek üzere, “kanlı” denebilecek başyazılar yazıyordu. 12 Mart’ta, “… Sehpalar bu adamlara layık değildir. Koparılması lazım gelen bu kafalar, kütükler üzerinde kesilip günlerce senk-i ibrette kalmalı!” diyordu. Sadrazamın ilk icraati Dersaadet Divan-ı Harb-i Örfisi Hakkında Kanun adıyla çıkarılan bir kararname ile çok sayıda eski ittihatçı sadrazam, nazır ve yüksek rütbeli subayın tutuklanması oldu. Damat Ferid’in bu yolla İngilizler’in gözüne girme konusundaki aşırı çabalarına rağmen İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı politikası değişmedi.

 

Damat Ferit 30 Mart 1919’da İngilizlere bir plan sunar. Burada, padişahın egemenlik hakları saklı kalmak şartıyla Arap ülkelerine muhtariyet, Ermenistan’a da bağımsızlık verileceğini bildiriyor, buna karşılık İngiltere’den asayişi sağlamak üzere gerekli gördüğü bölgeleri işgal etmesini istiyordu. Paşanın İngilizleri dahi şaşırtan tekliflerine göre İngiltere gerekli gördüğü takdirde nezaretlere İngiliz müsteşar ve valilerin maiyetine de birer İngiliz başkonsolosu tayin edecek, Osmanlı maliyesini denetleyebilecek, hatta seçimler bile onların kontrolünde yapılacaktı.

 

  • İTC mensuplarına karşı yürüttüğü şiddet Boğazlıyan Kaymakamı’nın Beyazıt Meydanı’nda idam edilmesi ile doruğa çıkar. Tepki gösteren halkı dizginlemek için Anadolu’ya ikna heyetleri gönderilir. 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’i işgal eder. Damat Ferit Hükümeti, bu işgali engellemek için hiçbir şey yapmadığı gibi tam tersine işgali kolaylaştıracak bazı adımlar atmıştır. Halkın İzmir’in işgaline gösterdiği tepkiden tedirgin olan Damat Ferit, 16 Mayıs’ta istifa etmiş, ancak “Padişahımızı yalnız bırakmayalım” diyerek 19 Mayıs 1919’da ikinci hükümetini kurar.

 

27 Nisan 1921 tarihinde Lord Curzon’a gönderilen Türkiye hakkındaki yıllık raporda Damat Ferit Paşa için, “Vatandaşları arasında en çok nefret edilen kişi. Kusurlarına rağmen cesaretini kanıtladı” yorumu yapılıyordu[21]. İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’un 6 Aralık 1921’de Curzon’a yazdığı gizli mektupta da. Damat Ferit’in namuslu ve birinci sınıf tek adam olmakla birlikte yararlı olamayacak kadar gözden düştüğü vurgulanıyordu. En çok nefret edilen kişi Damat Ferit’e olan tepki, Baltalimanı’ndaki yalısının önünden geçen Şirket-i Hayriye vapurlarından sürekli “Kahrolsun Damat Ferit” seslenişleri ile yankılanıyordu.

 

İngilizlerin gözüne girme çabalarına rağmen İngiltere’nin Osmanlı devletine karşı politikasında bir değişiklik gerçekleşmez. Sadrazamın Paris Konferansı’na katılma isteği İngilizler’in gayretiyle reddedildi. Ayrıca İngiliz basını o sırada Ege ve Trakya’yı Yunanistan’a vermek için yoğun bir “barbar Türk” kampanyası başlatırken Fransa da Aydın ve çevresinde Rumlar’ın Türkler tarafından öldürüldüğünü, bundan hükümeti sorumlu tutacağını bir nota ile bildirdi. Bir bahane ile Osmanlı ülkesinin tamamen işgal edileceği endişesine kapılan Ferid Paşa, İngilizler’den Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi gereğince önemli yerlere karakollar kurulmasını isteyerek 30 Mart 1919’da bir plan sundu. Burada, padişahın egemenlik hakları saklı kalmak şartıyla Arap ülkelerine muhtariyet. Ermenistan’a da bağımsızlık verileceğini bildiriyor, buna karşılık ingiltere’den asayişi sağlamak üzere gerekli gördüğü bölgeleri işgal etmesini istiyordu. Paşanın İngilizler’i dahi şaşırtan tekliflerine göre İngiltere gerekli gördüğü takdirde nezaretlere İngiliz müsteşar ve valilerin maiyetine de birer İngiliz baş konsolosu tayin edecek, Osmanlı maliyesini denetleyebilecek, hatta seçimler bile onların kontrolünde yapılacaktı. Damad Ferid’in ingilizler’i kazanmak uğruna ittihatçılar’a karşı başlattığı şiddet politikası, bu arada Ermeni tehciri sırasında Yozgat’taki olaylardan sorumlu tutulan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in alelacele muhakeme edilerek 10 Nisan 1919’da idam edilmesi ülke çapında tepkilere yol açtı. Hükümet olayları bastırmak üzere vilayetlere nasihat heyetleri gönderdi. Bu arada bazı kumandanlar Anadolu’daki birliklerin başına getirilirken Mustafa Kemal Paşa da Dokuzuncu Ordu (daha sonra Üçüncü Ordu) kıtaatı müfettişliğine tayin edilerek kendisine geniş yetkiler verildi (30 Nisan 1919).[22]

 

Vahdettin ve Damat Ferit

 

Damat Ferit’in ikinci kez sadrazamlığa getirilmesine karşı çıkan Meclisi Mebusan Başkanı Hüseyin Kazım Bey’in, bunun memleket ve saltanat için felaket olacağını söylemesi üzerine Vahdettin sinirlenerek:  “Ben istersem Rum Patriği’ni de Ermeni Patriği’ni de getiririm. Hahambaşı’nı da getiririm..” sözleri ile tepki gösterecektir.

 

Amiral de Robec, Lord Cuzon’a 4 Ekim 1920’de gönderdiği yazıda, “Damat Ferit’in padişaha etki eden tek insan olduğunu söylediğini” belirtmiştir. Vahdettin, Damat Ferit Paşa’yı tam 5 kez sadaret makamına getirmiştir. Damat Ferit’in temsil ettiği teslimiyetçi ve işbirlikçi zihniyet, kişisel yetersizliği ile birleşerek Vahdettin’in ve Osmanlı’nın felaketi olacaktır. Buna rağmen  Padişah Vahdettin’in ısrarla Damat Ferit’i sadrazam yapmasının nedeni, Ferit’in “İngilizci” ve “akrabası” olmasındandır. Vahdettin, bir taraftan Damat Ferit’in İngilizciliği sayesinde İngiltere’ye yaklaşmaya çalışırken, diğer taraftan akrabalığı sayesinde onu çekip çevirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla Damat Ferit hükümetlerinin, Atatürk’ün önderliğindeki Milli Hareketi yok etmek için attığı “ihanet adımlarını”, Padişah Vahdettin’den habersiz atılmış adımlar olarak görmek olanaksızdır.

 

Damat Ferit hükümetlerinin Atatürk’e ve milli harekete yönelik bir çok kararının altında doğrudan Padişah Vahdettin’in imzası vardır. Örneğin, milli hareketi “eşkıya” hareketi olarak gören bildirinin yayınlanması, Atatürk’ün görevden alınması, Divan-ı Harp’ta idama mahkûm edilmesi, rütbe ve nişanlarının geri alınması, Hilafet Ordusu’nun kurulması gibi kararların altında doğrudan padişahın imzası vardır.

 

Vahdettin’in, milli harekete yönelik politikasıyla, Damat Ferit’ in milli harekete yönelik politikası birebir örtüşmektedir. Şöyle ki, her ikisi de kurtuluşun ancak “İngiliz merhametine sığınmakla” gerçekleşebileceğine inanmıştır. Bu nedenle her ikisi de Anadolu’daki milli harekete başından sonuna kadar cephe almıştır.

 

Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında doğrudan Padişah Vahdettin’e gönderdiği telgraflarla, Damat Ferit Hükümeti’ni iktidardan uzaklaştırmasını istemiştir. Örneğin, 22 Eylül 1919’da Vahdettin’e gönderdiği bir yazıda, Damat Ferit Hükümeti’nin ülkeye zarar verdiğini ifade ederek Vahdettin’i şöyle uyarmıştır: “İhanetle, halkı birbiri aleyhine döndürerek, ulusu yabancıların ihtiraslarına feda eden bu kabinenin ulusun isteğine rağmen iktidarda kalması büyük felaketlere yol açmaktadır…”[23] Ancak Vahdettin, Atatürk’ün bu uyarılarına kulak tıkamıştır. Aynı durum İngiliz Muhipleri Cemiyeti için de geçerlidir, Ankara’daki Milli Hükümet Cemiyeti ilk kuruluş anından itibaren her adımında dikkatle izlemiş ve tüm açık ve gizli faaliyetlerine şiddetle karşı koymuştur.  Öyle ki, Mustafa Kemal ile Salih Paşa arasında imzalanan Amasya protokolünün 6 numaralı gizli maddesi, “İngiliz Muhibleri Cemiyeti mensuplarının kapı kapı dolaşarak ahaliye kağıt mühürletmesine mani olunacaktır” şeklindedir.[24] Cemiyet’in İngilizler ile sürdürdüğü istihbarat çalışmalarına karşı istihbarat teşkilatı olarak Felah Grubu kurulmuştur.

 

 

Damat Ferit Paşa ve Paris Konferansı

 

Paris Barış Konferansı’na katılmak için defalarca İngiliz ve Fransızlara başvuruda bulunan Damat Ferit Fransa’nın tahsis etti ği bir savaş gemisiyle 6 Haziran 1919’da yola çıktı. İngilizler’i gücendirmemek için heyet üyelerinden Tevfik Paşa İngilizlere ait savaş gemisiyle 14 Haziran’da Paris’ e hareket etti. Paris Barış Konferansı’nda konuşma yapan Damat Ferit, Osmanlı’yı İngilizlerin karşısında dünya savaşına İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin soktuğunu anlatır. Hızını alamayarak konferansa Wilson Prensipleri’nin esas alınarak Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı öncesi sınırlarını talep ettiğini bildiren bir muhtıra gönderen Damat Ferit’in teklifi müzakere dahi edilmeden reddedildiği gibi konferanstan da kovulmuştur.

 

Eli boş döndüğü İstanbul’da eleştiri yağmuruna tutulur, bu sırada Milli Mücadeleciler hızla yol almaktadır. Tüm kabahati hükümetine yükleyen Damat Ferit istifa eder, ertesi gün üçüncü defa hükümeti kurmak ile görevlendirilir. 3. kabine tarafsız kimselerden kurulur. Padişah barış anlaşmasının ancak eniştesi ile imzalanabileceğine inanmaktadır.

 

İtilaf Devletleri Erzurum Kongresi’ni yöneten Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey’in tutuklanmasını bildirir, telaşlanan Damat Ferit tutuklama emirlerini yayınlar. Karar İstanbul ve Anadolu’da büyük tepki görür. Bütün ümidini Yunan işgalinin engellenmesi üzerine kuran Damat Ferit bu sayede Anadolu direnişinin kırılacağını düşünmektedir ama İngilizleri ikna edemez. Anadolu’daki gelişmeler üzerine 20 Temmuz’da istifa eden Damat Ferit, 21 Temmuz’da üçüncü kez hükümeti kurmuştur. Üçüncü Damat Ferit Hükümeti de, İngilizlerin isteğiyle 30 Eylül’de istifa etmiştir. 4 Nisan 1919’da dördüncü Damat Ferit Hükümeti kurulmuştur.

 

 

Damat Ferit Paşa’nın Sonu

 

Milli Mücadele’nin hızla güç kazanması, Erzurum ve Sivas Kongreleri sonrasında Anadolu’nun milli iradesini temsil eden bir ulusal meclisin belirmesi ve Fransa ve Rusya’nın Kemalist hareket ile yakınlaşma siyaseti Damat Ferit’in İngilizler nezdinde yıldızının hızla sönmesine neden oldu. Ankara Hükümeti’nin bir türlü ikna edilememesi ve her fırsatta İstanbul ile uzlaşmak konusunda Damat Ferit’in engel gösterilmesi politikası sonucu, Fransız yüksek komiserinin İngiliz meslektaşına işbirliği teklifinde bulunması ile Damat Ferit Paşa’nın istifası istenir, Paşa aynı gün istifa eder.

 

Damad Ferid Paşa, bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra karısının hastalığını bahane ederek padişaha dahi haber vermeden Avrupa’ya gider. Milli Mücadele sırasında orada kalır. Büyük zaferin kazanılmasından sonra istanbul’a döndüyse de bu sırada istanbul’da kalmayı tehlikeli görerek 21 Eylül 1922′ de ailesiyle birlikte Fransa’ya gider ve Nice’e yerleşir. Ne hazindir ki, Türk Ordusu’nun İstanbul’u işgalden kurtardığı 6 Ekim 1923 günü Nice’te ölür.

 

 

Damat Ferit İçin Ne Dediler?

 

  • “Bir tarihçi olarak o dönemde yapılanları değerlendirirken o dönem şartlarını göz önünde bulundurmak gerekir. O dönemin yoğun savaş şartları altında kaldığı için olayların gidişatını kestirememiştir. İki ateş arasında kalmıştır ve bundan ötürü şaşkındır. O dönem hem Ankara hükümeti hem de İstanbul hükümeti vardı ve İstanbul hükümeti işgal altındaydı. Kendisi, Vahidettin’in istediği gibi bir devlet adamı değildi. Yani Damad Ferit’ten istediği ve beklediği devlet adamlığı başarısını göremedi. O dönemi kurtarmak için mesela Fuat Paşa gibi devlet adamları gerekirdi. Damad Ferit, devlet için makul biri değildi. Tarihin akışında bir selin önünde kütük gibi oradan oraya savruldu.” Halil İnalcık

 

  • “Damad Ferit’i yaptıklarının kahramanlıkla hiç ilgisi yoktur, aksine yaptıkları hainliktir. Kendisi İngiliz Hükümeti’nin temsilcisiydi ve onlarla işbirliği içinde hareket etmiştir. Osmanlı arşivlerinde bunu kanıtlayan belgeler mevcuttur, bazıları yayınlanmıştır, bazıları yayınlanmamıştır. Damat Ferit’in yaptığından kahramanlık olarak değil de hıyanet olarak bahsedilebilir. Zaten o dönemde de Atatürk ile iş birliği yapılmıştır ve Damat Ferit’in görevine Atatürk’ün yakın arkadaşı Ali Rıza Paşa getirilmiştir.” Yusuf Halaçoğlu

 

  • “Kendisinin karakteri zayıftı ve kullanılmaya çok müsaitti. Öyle ki; karısı Media Sultan’a bile diş geçiremeyen birisiydi. Damad Ferit, Osmanlı devletinin kurtuluşunun İngilizlere yakın olma ve şirin gözükme ile olabileceğini düşünüyordu. Tarihte bunun örneklerini çok yaşadık, başka ülkelere böyle sempati duyanları da biliyoruz. Örnek verecek olursak; Cemal Paşa’da Fransızlara yakın olmuştur. Damad Ferit, Vahdettin’in eniştesiydi ve Vahdettin de Damad Ferit’in gözünü karartacak karakterde biri olmadığını biliyordu. Mesela Vahdettin, devlet kurtulsun da ben ölmeye razıyım diyebilirdi ama Damad Ferit böyle biri değildi.” Talha Uğurel

 

  • “Bu konuda çok fazla ihmal ve kusurun olduğunu düşünüyorum. Fakat tarihte sadrazamlık yapmış biri için “planlayarak, önceden belirleyerek” ülkesine ihanet ettiğini söylemek doğru değildir, asıl bu vatan hainliğidir. Damad Ferit, bana göre entelektüel birikimde biriydi fakat sadrazam olarak basiretli değildi. Vahidettin de San Remo’daki evinde bu durumdan bahsederken ‘enişte bize çok çektirdi’ şeklinde açıklamasını yapmıştı. Ona çok bel bağlamış olması, daha sonra hüsrana uğramasına neden olmuştu.” Mithat Baydur

 

  • “Kişilerin yaptığı işlere bütüncül olarak bakılmalı ve öyle değerlendirilmeli. Damad Ferit, sarayın içinde sultana, padişaha yakınlığı ile o mevkiye gelmiştir. İstanbul işgal altındayken, Osmanlı topraklarını paylaşmayı planlıyorlardı, sömürge yarışı vardı. Damad Ferit bu dönemde sadrazam olmuştur. Bu dönemde de mevcut halden dolayı işgalcilerle iyi geçinmeyi planladılar. Onlarla iyi geçinmek için İngilizleri Sevenler Cemiyeti’ne üye olmuştu. Bu, ülkeyi satmak değil, bir tercihtir.” Yusuf Oğuzoğlu

 

  • “Bu tarz olaylarda, kişiler vatan haini ya da kahraman olarak açıklanamaz. Böyle bir ikilem ile değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Tarihteki insanlar, olayları farklı değerlendirebilirler ve bunun sonucunda da farklı tavırlar alırlar. Bana göre Damad Ferit, tarihin akışını doğru okuyamamış, doğru yorumlayamamıştır. Bu nedenle de tarih onu haksız çıkardı. Bu tarz durumlarla da vatan haini ya da kahramanlık ile açıklanması doğru değil. Açıkçacı kahramanlığın da çok fazla bir şey ifade ettiğini düşünmüyorum.” Mümtezer Türköne[25]

 

 

KAYNAKÇA

 

  • Ahmet Reşit Rey, “Canlı Tarihler, Gördüklerim Yaptıklarım”, İstanbul 1945
  • Bilâl N. Şimşir, “İngiliz Belgelerinde Atatürk”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1979
  • Cengiz Dönmez, “Milli Mücadele’ye Karşı Bir Cemiyet: İngiliz Muhipleri Cemiyeti”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2008
  • Cevdet Küçük, “Damad Ferid Paşa”, İslam Ansiklopedisi. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2010
  • Dönmez, Ahmet. “Osmanlı Modernleşmesinde İngiliz Etkisi”, Kitap Yayınevi, İstanbul 2014
  • Fethi Tevetoğlu, “Milli Mücadele Yıllarında Kuruluşlar”, TTK Basımevi, Ankara 1991
  • Galip Kemali Söylemezoğlu, “Başımıza Gelenler”, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1939
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Söylev, Basıma Hazırlayan : Hıfzı Veldet Velidedeoğlu”, İstanbul 1984
  • Hıfzı Topuz, “Paris’te Son Osmanlılar – Mediha Sultan ve Damat Ferit”, Remzi Kitabevi, İstanbul 2004
  • Hıfzı Topuz, “Paris’te Son Osmanlılar Mediha Sultan ve Damat Ferit”, İstanbul 1999
  • İlhami Soysal, “Kurtuluş Savaşı’nda İşbirlikçiler”, Bengi Kitap Yayın, İstanbul 2008
  • İnal, İbnülemin Mahmut Kemal, “Son Sadrazamlar”, Dergâh yayınları 1982, Cilt 4
  • Lütfi Simavi, “Osmanlı Sarayı’nın Son Günleri”, Hürriyet Yayınları Tarih Dizisi, İstanbul Birinci Baskı
  • Mehmet Demir Yürek, “İngiliz Muhibler Cemiyeti Hakkında Bazı Notlar ve Belgeler”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 37-38, Ankara 2006
  • Osman Akandere ve  Hasan Ali Polat, “Damat Ferit Paşa Hükümetlerinin Milli Mücadele Karşıtı Politikaları” Atatürk Araştırma Merkezi, 2011
  • Salahi Sonyel, “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı”, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 2010
  • Sina Akşin, “İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele”, Cem Yayınevi, İstanbul 1992
  • Ş. Can Erdem, “Sadrazam Damat Ferit Paşa”, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, 2002
  • Tarık Zafer Tunaya, “Türkiye’de Siyasal Partiler Cilt:II Mütareke Dönemi”, Arda Yayınları, İstanbul 1995
  • Yusuf Hikmet Bayur, “Atatürk, Hayatı ve Eseri, C1., Ankara 1997

 

 

İNTERNET KAYNAKLARI

 

  • Haber Türk Gazetesi 21 Mayıs 2013 http://www.haberturk.com/polemik/haber/846164-damat-ferit-pasa-zavalli-ya-da-mecnun-muydu

 

[1] İbnülemin, a.g.e. s.2030-2033

[2] Ş. Can Erdem, “Sadrazam Damat Ferit Paşa”, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, 2002.

 

[3] Lütfi Simavi, “Osmanlı Sarayı’nın Son Günleri”, Hürriyet Yayınları Tarih Dizisi, İstanbul Birinci Baskı, s.426

[4]  Cevdet Küçük, “Damad Ferid Paşa”, İslam Ansiklopedisi. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2010, S.436

[5] İbnülemin, a.g.e., S. 2037

 

[6] Cengiz Dönmez, “Milli Mücadele’ye Karşı Bir Cemiyet: İngiliz Muhipleri Cemiyeti”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2008, s.46

[7] Dönmez, a.g.e. s.47-49

[8] Dönmez, a.g.e. s.52-53

[9] Dönmez, a.g.e. s.58

[10] Dönmez, a.g.e. s.58

[11] Dönmez, a.g.e. s.59

[12] Dönmez, a.g.e. s.60,61

[13] Dönmez, a.g.e. s.69-85

[14] Dönmez, a.g.e. s.85

[15] Mehmet Demiryürek’in makalesinde Sait Molla’nın telgrafı ve Kütahya, Silifke, Sivas, Bursa ve İzmit’ten Dahiliye Nezareti’ne gönderilen ve konuyla ilgili hükümetten açıklama isteyen telgraflar hakkında ayrıntılı bilgi bulunmaktadır. Bkz. Mehmet Demir Yürek, “İngiliz Muhibler Cemiyeti Hakkında Bazı Notlar ve Belgeler”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 37-38, Ankara 2006, s.80-84

[16] Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Söylev, Basıma Hazırlayan : Hıfzı Veldet Velidedeoğlu”, İstanbul 1984, s. 40

[17] Sinan Meydan, “Cumhuriyet Tarihi Yalanları”, İnkilap Yayınları, İstanbul 2010, s.134

[18] Yusuf Hikmet Bayur, “Atatürk, Hayatı ve Eseri, C1., Ankara 1997, s.203

[19] Fethi Tevetoğlu, “Milli Mücadele Yıllarında Kuruluşlar”, TTK Basımevi, Ankara 1991, s.96-97

[20] Tevetoğlu, a.g.e., s.57

 

[21] Bilâl N. Şimşir, “İngiliz Belgelerinde Atatürk”, III, Ankara 1979, s. 308.

[22] Küçük, a.g.e., s.439

[23] Salahi Sonyel, “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı”, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 2010, s.74

[24] Dönmez, a.g.e. s.177-178

[25] Haber Türk Gazetesi 21 Mayıs 2013 http://www.haberturk.com/polemik/haber/846164-damat-ferit-pasa-zavalli-ya-da-mecnun-muydu

[1] Damat Ferid Paşa’nın “Seyyid” soyundan geldiği söylenmiş olmasına rağmen Karadağ’ın Poşasi köyü Nasrani Hristiyanların yaşadığı bir köydür, ailenin sonradan Müslüman olmuş olması kuvvetli bir ihtimaldir, dolayısıyla seyyidlik iddiasının aslı yoktur.

 

[2] İnal, İbnülemin Mahmut Kemal, “Son Sadrazamlar”, Dergâh yayınları 1982, Cilt 4 S. 2029

[3] İnal, a.g.e. s.2030

 

[4] İlhami Soysal, “Kurtuluş Savaşı’nda İşbirlikçiler”, Bengi Kitap Yayın, 2008

 

[5]   Ahmet Reşit Rey, Canlı Tarihler, Gördüklerim Yaptıklarım, III, İstanbul 1945, s. 240.

 

[6]  İbnülemin, a. g. e., s. 2082; Yazar, “Cadıları da ürküten o korkunç tırnaklarını ‘müftehirane seyr* etmesi ve muhatabının gözüne sokması, eski Frenkleri taklid ile münevver ve mütemeddin bir centilmen olduğunu herkese göstermek fîkr-i mecnunanesinden ileri gelmiş olsa gerektir” yorumunu yapmaktadır.

 

[7] Galip Kemali Söylemezoğlu, “Başımıza Gelenler”, İstanbul 1939, s. 113.

 

[8] Hıfzı Topuz, “Paris’te Son Osmanlılar Mediha Sultan ve Damat Ferit”, İstanbul 1999, s. 48-50.

 

Leave a comment